BİR HAVACILIK MERKEZİ

August 20, 2020

SHM’ye ilk kez 2015 yılının Nisan ayında gittim ben.

O zamanlar Ali İsmet hocamı FB üzerinden takip ediyorum ama SHM diye bir yerin varlığından bile haberim yoktu.

Bir gün bir paylaşımda bulundu hocam: Dünya Pilotlar Günü vesilesiyle Sivrihisar Havacılık Merkezi diye bir yerde bir Fly-in etkinliği düzenleniyordu ve bu etkinlik sadece merkezi hava yoluyla ziyaret edecek pilotlar ve yakınları için düzenlenmişti.

Yahu okuyorum okuyorum, her şey net ve açık bir şekilde belirtilmiş ama şu “sadece pilotlar için” ifadesi beynimin kalın kıvrımları arasına giremiyor bir türlü.

Benim mesleğim bu; bu sayede para kazanıyorum ben. Temel olarak okuduğumu anlıyor olmam lazım ama beceremiyorum bir türlü. Sadece pilotlar için demek… Allah Allah…

Bir süre çabalayıp durduktan ve o üç kelimenin anlamını bir türlü kavrayamadıktan sonra gidip bakmaya karar verdim.

Öyle ya da böyle, bu etkinliğin bir parçası olacağıma zerre şüphem yok ama.

Güvenlik Önemli

Kızıma atladım; ne zaman yola çıksam yaptığım ve âdeta bir ritüel hâline gelen ne varsa o gün de yaptım. Artık yola hazırım ve sağ ön koltukta ne ararsanız var: muhtelif çap ve ebatlarda çukulata, jelibon, abur cubur, salam, kaşar ve başta Light Cola olmak üzere türlü türlü içecek (neyse ki Zero çıkmamıştı o zamanlar, hiç sevemedim zaten…).

Ah sen yok musun Çağdaş sen… Zeytinyağlı sarma bile var yanımda, sırtım yere gelir mi benim artık!

SHM bizim eve yakın… Kabaca 140 kilometre gibi bir mesafemiz var ve benim gibi yolda olmaya bayılan biri için bu hiçbir şey. Hiç acele etmeden, yavaş yavaş ve bir yandan da tıkınarak geçti yolculuk.

Aradan sadece beş yıl geçmiş olmasına rağmen o zamanlar şimdiki gibi değil hiçbir şey. GPS ya da Google Maps diye bir şey yok telefonlarda ve yol bulmak ancak taksi duraklarına sora sora oluyor.

Sivrihisar’ı geçip kesin fazla gittim diye düşünerek ilerledim bir süre daha ve sonunda doğru yer olduğunu tahmin ettiğim bir yerden dönüp ana yoldan ayrıldım.

Ana yoldan ayrıldım ayrılmasına da, şimdi ne yapacağım?

Bir süre daha gittim ama nerede olduğum konusunda pek de bir fikrim yok. Sonra yol daraldı, bir köyün içinden geçtim ağalara selam vererek ve bir anda apronu ve uçakları gördüm uzaklarda.

Benim için bir ilk... TC-UTE
Benim için bir ilk... TC-UTE
Yalnız - Sınırsız - Korkusuz
Yalnız - Sınırsız - Korkusuz

İçime nasıl bir mutluluk dolduğunu anlatamam. Buldum işte.

O zamanlar ne müze binaları ne de Doğu Apronu var etrafta. Sadece Batı Apronunda iki hangar inşa edilmiş durumda.

Kendimden gereksizce emin bir şekilde kapıya doğru ilerledim ve arabayı durdurdum.

Ben diyeyim 10 metre siz diyin 20 metre yüksekliğinde tahta bir kapı ve hemen önünde de iner kalkar bir köprü (çevirmen kâbusu) var.

Neyse ki köprü inik durumda…

Yumruğumu şöyle kararlı bir şekilde sıkıp tüm gücümle çaldım kapıyı.

GÜM! GÜM! GÜM!

Bir süre hiçbir şey olmadı.

Sonra kapının üzerinde bir metal kaydı ve önce bir pencere, sonra da o pencerenin diğer tarafından,  çok aşağılardaki bana bakan iki göz gördüm.

Gözetleme penceresinin yüksekliğine bakılırsa, fasulye sırığından ayrılmış birileri var kapının öte tarafında.

İlk tereddüdü bu noktada yaşadım.

“Ben,” dedim, “fotoğrafçıyım. Dünya Pilotlar Gününüzü kutlamaya ve müsaade ederseniz bir iki kare fotoğraf çekmeye geldim!”

“Olmaz! Git burdan!” diyen bir ses yükseldi karşıdan.

Öyle güçlü bir sesti ki bu, sanki yer yer yerinden oynadı.

Tereddütler hafiften artmış ve yerini mide yakan bir tedirginliğe bırakmaya başlamıştı.

“Ama… ama…” dedim ikircikli bir sesle ve kafamı kaldırıp daha da yukarılara, surların tepesine baktım gayriihtiyari bir şekilde.

Örme zincir zırhlar içerisinde dört kişi var surların üzerinde… İkisi yaylarını bana doğrultmuş ve okların ucunda da hafif hafif titreşen alevleri seçebiliyorum. Diğer ikisinin durumu daha fena ama: İçerisinde kızgın yağ olduğunu tahmin ettiğim bir kazanı kaldırmış sanki içindekini üzerime dökmek istermiş gibi eğmekle meşguller.

Ne anlatıyorum ben ya…

Aslında şöyle oldu: Kapıya gittiğimde görevli beni son derece kibar bir şekilde karşıladı, birkaç telsiz görüşmesi yapıldı, aklımda yanlış kalmadıysa Işıl Hanım işini gücünü bırakıp yanıma geldi ve kendisi ile tanışma fırsatını buldum. Özetle, o gün orada olamayacağım son derece kibar bir şekilde açıklandı bana.

Israr edebilir miydim, belki…

Ama böylece SHM disiplini ile tanışmış oldum ve bu tanışıklık tüm SHM ziyaretlerim boyunca devam etti.

O disiplini esnetmeyi denemeyi hayal ettiğim zamanlar oldu belki ama her zaman saygı göstermeye gayret ettim.

Havacılık disiplin gerektiren bir alandı ve SHM de bu disiplinden nasibini almıştı belli ki.

Ama pek bir sonuç alamayacağımı görmüştüm ve başka bir şey yapmaya karar verdim.

O kararın bana iki ve Derin’e de bir Pitts uçuşu sağlayacağını bilsem çok daha mutlu olurdum belki ama o an zaten çok mutluydum.

Hemen kızımı alıp etrafı kolaçan etmeye karar verdim.

Azıcık ilerleyince pisti ve taksi yolunu buldum. Şansa bakın ki pist boyunca ilerleyen bir de yol vardı.

Kızımı bana kızmayacaklarını umduğum bir noktaya kadar uzaklaştırıp uygun bir şekilde park ettim (ne yazık ki havaalanları civarında fotoğraf çektiğimiz zaman bize epeyce kızılan bir ülkede yaşıyoruz).

Az önce ifade ettiğim endişeler nedeniyle bir süre hiçbir şey yapmadan etrafı gözlemlemekle yetindim.

Hain planlarımı gerçekleştirebileceğime kanaat getirdiğim an yanıma muhtelif çap ve ebatlarda çukulata, jelibon, abur cubur, salam, kaşar ve başta Light Cola olmak üzere türlü türlü içecek ve hatta zeytinyağlı sarma alıp arabanın tavanına yerleştim.

Tanrım böyle güzel bir şey olabilir mi?

Önümden uçaklar geçiyor allı yeşilli, ben de ayaklarımı aşağı sallandırmış hâlde arabanın tavanında oturuyor, bir yandan tıkınıp bir yandan da fotoğraf çekiyorum.

Bazı uçaklardan gülümsedi pilotlar, bazılarından da çatlak olduğumu düşündüklerini akla getiren bakışlar aldım.

Sonra Maurizio çıktı sahneye.

Uçmak ve havacılık söz konusu olduğunda nasıl da yüzsüzleşebildiğimi henüz bilmediği için (artık biliyor) önümden geçerken çok sıcak bir şekilde selamladı beni. Ben de el salladım ve fotoğraflarını çektim.

Çok güzel bir gösteri icra etti ve inişinin ardından tekrar selamlaştık sıcak bir şekilde.

Yavaş yavaş günün sonu geliyordu artık ve tıkınıp durduğum şeylerin nasıl da yavan olduğunu anımsatan kokular burnuma çalınmaya başlayınca bu muhteşem günü bitirme zamanı geldiğini anladım.

Aklımda bir sürü güzel anı ve fotoğraf makinemde (kamera değil) güzel olduğunu umduğum bir sürü fotoğraf ile evin yolunu tuttum.

O günden sonra SHM’yi pek çok kereler ziyaret ettim ve her seferinde mutlu ayrıldım bu havacılık vahasından.

O akşam eve gider gitmez Maurizio’nun Facebook sayfasını buldum.

Bir de ne göreyim a dostlar!

992 beğeni almış.

Yapılması gereken şey belliydi.

Hemen 7 kişilik bir görev timi oluşturdum.

Beğenilerin sayısı bir anda 999 oluvermişti.

Eh, 1000. beğenecek kişi de bendenizdim tabii ki.

Sonra o gün çektiğim fotoğrafları sayfaya ekleyerek kendisini bana bir ödül vermeye teşvik etmeye başladım.

Ama öyle yüzsüzce yaptım ki bunu, bana karşı koymasının asla imkânı yoktu.

Ve sadece bir buçuk ay sonra tekrar ziyaret ettim SHM’yi ve hem içeri girmeyi hem de bana çok sıcak davranan yeni insanları tanımayı başardım.

O gidişimde o sene içinde SHM’yi iki kez daha ziyaret edeceğim ve bu ziyaretlerden bir tanesinde 1942 yapımı bir tayyare ile gökyüzüne tırmanacağımı bilmiyordum tabii ki…

Ama çok gevezelik ettiğim için bunlar bir sonraki yazının konusu olacak.

    2 Comments

  • Hakan September 24, 2020
    Reply

    arrgghhhh tam beraberlik gölünü atacaktım ki 90’da bir tane yedim…3-1 oldu… 🙂
    Ankara’dan İstanbul’a dönerken yolumu değiştirdim ve SHM’ye seyirttim..Sivriharda tanelaları gördüm takip ettim ve “çok büyük ihtimalle kayboldum” dediğim bir hiçliğin ortasında-zira git git ortada havaalanı olabilecek hiçbir işaret olmadığı gibi coğrafyada yoktu- geri dönmeye karar verecek freni yapmak üzereyken iki tepenin arasında bir kule ucu gördüm…”şaka herhalde…” diyip devam ettim..tepenin arasından geçince ta-taaaaa…..SHM..Flightsimulatörde olsa “mesh yapalım buraya kuytuda kalmış” denecek bir yer olmasına rağmen aynen yazdığın gibi “vaha” havasında..o kapıya bende gittim…akşamın saat 5’i mi ne…”ben buraya meraktan geldim yolumu 3 saat uzatıp gezebilirmiyim” dedim…ve şimdi diyorumki “gidin…gidin ve görün, birisi ben uçakları çok seviyorum dediğinde nasıl davranılıyor..insanın yaşına bakılmadan”

    • Boğaç Erkan September 25, 2020
      Reply

      Bence bu ülkede SHM gibi bir yer olması âdeta bir mucize. Zaman zaman inanmakta güçlük çekiyor insan. Ben ilk gittiğimde o kule de yoktu, düşün artık. 🙂

  • Leave a Reply