BİR EFSANE

August 11, 2020

Küçükken de çok ilgi duyardım ben uçaklara, uçmaya…

Tam tarihi hatırlamama imkân yok ama sanırım ilk uçağa binişim mama önlüğü takmayı yeni yeni bıraktığım yıllardı ve bir Boeing 707 ile uçmuştuk. Uçak tırmanmaya başladığında ve biraz yükselince muazzam bir heyecan (yok, hadi itiraf edeyim, acaip bir korku) hissetmiştim çünkü bana geri geri düşüyoruz gibi gelmişti.

Galiba o an âşık oldum havada olmaya ve o günden bu yana hiç azalmadı o heyecan.

“Yahu bu herif ne anlatıyor, bana ne bundan!” demeyin a dostlar. Bu yazı dizisi böyle olacak biraz…

SHM / 2015 - Sivrihisar

Yazarken içimden ne geçerse onu ifade etmeyi seviyorum ben. Bu yazının taslağı herhalde bir 4-5 gündür önümde duruyor ama bir türlü son hâlini veremiyorum.

Sanırım eller ne der diye…

Ama olsun, ellere boş verecek yaşı geçmiş olmalıyım çoktan.

Neyse, yine mama önlüğüne döneyim.

Benim o önlükten kurtulduğum yıllarda, sanırım lise 2 falan olmalı, sivil eğitimlerle pilot olmak gibi bir şey mümkün değildi ne yazık ki ve benim için bir kariyer hedefi hâline gelemedi uçmak.

İşte bu yüzdendir ki ayağını topraktan kesmeyi başaramış biri için, Bir P-51 Bir’de anlattıklarım gerçekten de bir rüya.

Bu leziz rüyanın gerçeğe dönüşmesini sağlayan Sivrihisar Havacılık Merkezi’nin (SHM olarak anılacaktır) hayatıma getirdikleri ve SHM’de yaşadıklarımın bir özeti olacak bu yazılar.

Sivil havacılığın bir türlü bizi mutlu edecek düzeye gelemediği bu topraklarda Sivrihisar Havacılık Merkezi gibi bir yer bulunması beni hem şaşırtıyor hem de çok sevindiriyor.

Bir şeyler yazarken isim belirtmeye hep korkarım ben, birilerini unutur yanlış yapar mıyım diye düşünerek. Bu yazı dizisi boyunca ismini anmayı unuttuğum birileri illa ki olacak, şimdiden affetsinler beni çünkü SHM gibi bir tesisin ortaya çıkması ve varlığını sürdürebilmesi büyük emek gerektiriyor ve bunun mümkün olmasını sağlayanların isimlerini tek tek anmak da benim gibi isim hafızası yerlerde sürünen biri için hiç kolay değil.

Emek her zaman kıymetli…

Emek her şeyin temeli…

Emek vermeden hiçbir şey mümkün olmuyor…

Ama belki emekten bile önemli olan başka bir şey var: Vizyon.

SHM’nin hayata geçmesini sağlayan vizyona sahip kişi de -benim bildiğim kadarıyla- Ali İsmet Öztürk hocam.

Ali İsmet Öztürk hocamla 2009 yılında tanıştım ben.

O yıllarda Derin’in havacılık hastalığına yakalanması için elimden gelen ne varsa yapıyorum. Bir yandan Microsoft Flight Simulator ile uçuşlar yapıyoruz, bir yandan da havacılık ile ilgili her türlü etkinliğe teşne olma gayreti içerisindeyim.

“Her türlü etkinliğe…” ifadesini her okuduğumda bir gülme tutuyor beni… Sanki New Hampshire’da oturuyorum da, acaba Londra tarafına mı gitsek bu hafta sonu yoksa Colchester tarafı mı daha eğlenceli karar vermeye çalışıyormuşuz gibi…

Yok abicim… Bizde yok öyle şeyler. Hele o yıllarda hiç yok.

Ancak 2.000 saatini bir bilgisayar ekranı önünde mal mal oturup “online” uçmak için harcamak mümkün ve bunun da bir “havacılık etkinliği” olup olmadığı epey tartışılabilecek bir şey.

Özetle seçenekler çok değil.

Türk Hava Kurumu’nun kuruluş tarihinde bir şeyler yapılırdı Etimesgut’ta. Uçaklar ve halkın yakınlaşabilmesi için ne güzel fırsatlarmış aslında. Şimdilerde -yine benim bildiğim kadarıyla- para odaklı ve bir şeyler satan bir havacılık-market hâline gelmiş, kayyum ellerinde oradan buraya sürüklenen THK, o yıllarda “Halk Uçuşları” yapardı mesela.

Derin, ilk pervaneli uçak uçuşunu bir AN-2 ile yaptı, THK sayesinde. (Hakkaten, o AN-2’ler ne oldu ki? Ya da Dromader’lar? [Bence Dromader’ların biri SHM’de olmalı.])

Hatta bizimle birlikte uçan iki teyze de vardı uçakta ve aslında, THK’nin görevi buydu belki de. (Kaçırmış olmayın diye diyorum, yazar burada “Uçmayan Köy Kalmasın”a gönderme yapıyor.) (Lütfen yanlış anlaşılmasın, kendi bildiklerime, takip edebildiklerime dayanarak ve tüm cahilliğimle yazıyorum. Belki çok güzel şeyler yapılıyordur ve benim haberim yoktur. Eğer durum böyleyse, peşinen özür dileyip tebrik etmek isterim.)

Neyse…

İşte yine böyle bir etkinlik öncesinde Etimesgut’a gittiğimde tanıştım Ali İsmet Öztürk ile. SHM düşüncesi o zamanlar var mıydı bilmiyorum ama bizi her zamanki nezaketi ve mütevaziliği ile karşılamıştı hocam ve benim için çok değerli o hangarda, o muhteşem makinelerin önünde oturmuştuk, uçuş saatini beklerken.

Ayaklarıma bakar mısınız? Yani misafirliğe gitmişiz de çoraplı ayaklarımı ezik ezik, üst üste koymuşum gibi. Hahaha… Ben o an da fark etmiştim aslında bunu ama itiraf edebilmem için 11 yıl geçmesi gerekti.

Neyse…

O yıllarda tanımadığım, sonrasında adını öğrenip biraz araştırınca büyük saygı duyduğum Necati Artan da oradaydı ve sohbet etme fırsatı bulmuştuk. Şimdi düşününce, Necati Artan’ın kim olduğunu o zaman bilmiyor olduğuma çok hayıflanıyor ve o buluşmayı kendi adıma kaçmış bir fırsat olarak görüyorum.

Necati Artan ile birlikte olduğu kareyi şimdilerde koccaman bir elektrik mühendisi olan Derin’e gösterdim dün gece ve fotoğrafta yer alan kişiyi anlattım biraz.

Fotoğrafın güzel kısmı bu işte. Aradan yıllar geçtikten sonra bakıyorsun ve o zaman fark etmediğin bir şeyleri gösteriyor sana.

Neyse…

Ali İsmet hocamla bir sonraki karşılaşmamız 2011 yılında oldu.

THK 100.. yıl kutlamaları

İzmir’de düzenlenen Türk Hava Kuvvetlerinin 100. yıl kutlamalarında çok başarılı bir gösteri icra etmiş ve bizi büyülemişti.

Yüzüncü yıl kutlaması dedim ya… ne kutlamaydı!

Neredeyse aklınıza gelecek bütün akrotimler vardı o gösteride. Teker teker anmanın anlamı yok ama Thunderbirds bile gelmişti.

Tülay bizimle değildi İzmir’de ama ailecek unutmayız biz o günü…

Cumartesi İzmir’de gösterileri izlemiş ve akşam da uçakla Ankara’ya gelmiştik. Pazar sabahı Derin’in SBS sınavı var. Gece geç saatte eve ulaştık ve cuppa yatak. Sabah erkenden kalkıp Derin’i sınava götürdük. Sınav çıkışı bir tuhaf görünüyordu ve kırmızı siması bizi hemen hastaneye gitmeye mecbur bırakmıştı. O günün geri kalan kısmı da hastanede geçti. Zavallı melek yavrum bütün gün Çiğli’nin tozunu ve uçakların bıraktıkları dumanı soluya soluya mağdur olmuş ve SBS’ye bir yandan astım krizi geçirerek girmek zorunda kalmıştı.

SHM düşüncesinin ortaya çıkışına ve inşaat günlerine şahitlik edemedim ne yazık ki ben. SHM’ye ilk gittiğimde Batı Apronu ve iki hangar çoktan inşa edilmiş durumdaydı.

SHM’ye ilk gidişim İzmir’deki 100. yıl kutlamalarından 4 yıl sonra, 25 Nisan 2015 tarihinde oldu ve kapıda kaldım…

Ama bu bir sonraki yazının konusu.

    Leave a Reply