BİR HAVACILIK GÖSTERİLERİ – I

August 25, 2020

SHG 2015

Daha önce de demiştim, belki de fotoğrafı sevmemin nedenlerinden biri hayatımı arşivlememe imkân tanıması.

Hangi gün ne yapmışım, nerede kimi görmüşüm, kim bana ne demiş…

Bir iki fotoğraf sayesinde, belki de normal koşullar altında asla hatırlayamayacağım bir sürü şey hatırlayabiliyorum.

4 yıldır düzenleniyor Sivrihisar Hava Gösterileri ve ben ilk günden bu yana hiç kaçırmadan takip ediyorum.

Gıcır gıcır
Spotterlar

Her yıl, bir yıl boyunca beklediğim ve uğruna, akredite olduğum Dünya Ralli Şampiyonasını izlemekten ya da şarabının nasıl olacağını çok merak ettiğim Pinot Noir üzümünü alma projemi rafa kaldırmaktan imtina etmediğim bir etkinlik bu. Dünya Ralli Şampiyonasının Marmaris ayağı ya da bağbozumu tarihleri ile bir şekilde çakışıyor illa ki ve sürekli söylenip duruyor olmama rağmen aslında şikâket ediyor değilim.

Neden mi?

Durun anlatayım.

İlk gösteri 2015 yılındaydı ve tek bir gün olacak şekilde düzenleniyordu. Maurizio’yu tacizlerim sonucunda Pitts ile ilk uçuşumu yapmak için haziran ayında gitmiştim SHM’ye ve artık içeri de girebiliyordum.

Zaten Facebook’ta mümkün olan her kanaldan takipteydim ve ilk açıklamayla birlikte haberim olmuştu.

Dönemin şartları doğrultusunda, uçak fotoğrafı çekmeye çalışırken insanın kendini Terörle Mücadele Şubede bulmasının o kadar da zor bir şey olmadığı bu ülkede bir hava gösterisine gidip bütün gün boyunca uçaklarla iç içe olmak ve özgürce fotoğraf çekebilmek inanılmaz bir şeydi o zaman.

Aslına bakarsanız hâlâ da öyle.

İlk hava gösterisi şu an geldiği noktaya kıyasla tabii ki çok daha mütevazı bir organizasyondu.

Daha doğrusu organizasyon o kadar da mütevazı değildi ama izleyici sayısı son SHG gibi değildi.

Türlü tanıtımlar için hazırlanmış standların arasında bir de spotter çadırı vardı ve bu bile organizasyonun olaya bakışını gösteriyordu. Kartlarımızı aldık ve çekim yapabileceğimiz noktalara dağıldık.

Şimdilerde her yıl bir araya geldiğimiz grup o günlerde henüz toparlanmamıştı ve ben -yanlış hatırlamıyorsam- bir başımaydım o seferinde.

Sivrihisar her zamanki gibi çok sıcaktı.

Eskişehir’den gelen fotoğrafçıları hatırlıyorum ama gördüğüm kadarıyla onlar hep birlikte çekim yapmayı tercih ediyorlardı. Herkesin çektiği kareleri çekmeyi seven biri olmadığım için farklı bir şeyler ne olabilir diye değişik yerlere giderek ve görevlilerden “nazik” uyarılar alarak geçirdim o günü.

O arada Gürol Kara hocamla tanıştık ve güzel güzel sohbet ettik uçuşların arasında.

Eskişehir ve Ankara’dan antika arabalar ve bazı ilginç insanlar da gelmişti ve benim gibi farklı konular çalışmayı seven biri için son derece verimli geçen bir gündü.

Bir düşünün, 1942 model bir Stearman ile yine antika sayılabilecek bir spor arabanın aynı pistte koşmasına dünya üzerinde kaç yerde şahit olabilirsiniz?

Veya bir MD500’ün bir spor arabayı kovalayışını kaç kez görürsünüz?

Ya da bir ultralight’ın fırçayla yıkanışına şahitlik eden kaç kişi vardır?

Konuya döneyim.

Ali İsmet hocam her zamanki gibi muhteşemdi…

Sevgili Semin Hanım heyecan verici bir gösteri izletti…

Maurizio gençliğin heyecanını sergiliyordu…

İki Pitts’i gökyüzünde birlikte izlemek tarifsiz bir deneyim oluverdi…

Husky en sevdiğim uçaklardan ve manevraları her seferinde beni kendine hayran bırakıyordu.

Fevzi hocam, Hakan hocam…

Gyro’da Mustafa hocam…

Paraşütlerin sergilediği görsel şölen…

Bir de planör vardı ki o zaten bambaşkaydı…

(Buraya minik bir parantez açayım hemen… Bir planörün havada süzülmesini izlemek muhteşem bir şey. Böyle huzur dolu başka bir şey var mı emin değilim ve SHG’nin beni en çok heyecanlandıran parçalarından biri bu planör uçuşları. Emekli olduktan ve azıcık fazlam olan 25 kilodan kurtulduktan sonra THK’ya başvurup İnönü’de planör eğitimine katılmak gibi bir hayalim var olacak mı emin değilim.)

Eh, havacılık âşığı biri için daha güzel bir gün olabilir mi?

Büyük keyif içerisinde ve her zamanki gibi güneş altında kavrularak geçen bir günün ardından eve döndüğümde, fotoğraf makinemde binlerce kare ve zihnimde de dolu dolu geçen bir günün anıları vardı.

Ama Sivrihisar Hava Gösterilerinin hayatıma kattığı güzellikler bununla sınırlı kalmayacaktı çünkü bir de fotoğraf yarışması düzenlenmişti ve SHG kapsamında düzenlenen ilk yarışmanın kazananı da aşağıdaki kare sayesinde ben oldum ve bu sayede 1942 yapımı bir tayyare ile uçma fırsatını yakaladım.

SHG 2017 Fotoğraf Yarışması Birincilik Ödülü
SHG 2017 Fotoğraf Yarışması Birincilik Ödülü

Vay canına!

Evet, doğru okudunuz… Son yarışmaların aksine, ilk yapılan yarışmada Stearman ile uçuş ödülü vardı ve ben 4 Ekim 2015 tarihinde Ali İsmet hocamla uçma fırsatını yakaladım.

Yarışma sonucunun açıklandığı ve bu muhteşem uçuşu kazandığımı anladığım an nasıl da mutlu olduğumu anlatamam.

Keşke bu güzel uygulama devam etseydi.

Atkı falan... Çok havalıyım.

SHG 2017

Biliyorsunuz 2016 yılı bu ülkenin yaşadığı en çalkantılı yıllardan biriydi ve yaşananlar nedeniyle SHG 2016 düzenlenmedi.

Dolayısı ile SHG 2017 daha anlamlı ve daha heyecan verici bir gösteriydi.

SHG denildiğinde aklıma ilk gelen şey sevgili dostlarımla birlikte geçirdiğimiz özel zamanlar oluyor.

Yurdun dört bir yanından gelip SHG’de buluşuyoruz her yıl ve bu buluşma tahminimce hepimiz için özel saatler vadediyor.

Sanırım iki hafta falan öncesinden başlıyor yazışmalar. Önce güvenlik endişelerimizle mangal olsun mu olmasın mı diye konuşuyoruz. Mangalla ilgili tereddütler olsa da, en az benim kadar hastası olduğunu bildiğim Emre sayesinde açık havada çay demlemeden geçen bir SHG olmuyor asla.

Sonra check-listler geliyor…

Peyniri kim getirecek, tuz kimde var.

Parmesan olmazsa makarnanın tadı çıkar mı çıkmaz mı?

Sonra…

Kayseri’den getirdiği enfes şarküteri ürünleriyle bu buluşmayı bir karnavala dönüştürüyor Ahmet.

Kızımın iriliği nedeniyle ekstra sandalye, masa ve mangal getirme görevi benim omuzlarımda.

SHG 2017 zamanı gelip de buluşmamıza iki üç hafta kaldığında yine başladık bu muhabbete. Hepimiz büyük bir heyecan içerisindeydik ve o güzel günün gelip çatlamasını bekliyorduk hevesle.

Bundan sonraki yıllarda da hep olacağı üzere ben cuma akşamından gittim çünkü bir yandan cumartesi erken kalkamamaktan endişe ediyor ve bir yandan da bayramda yeni ayakkabılarını almayı bekleyen bir çocuk gibi o anın gelişini hızlandırabilmeyi düşlüyordum.

SHM’ye vardığımda beni çok şaşırtan bir manzara ile karşılaştım. Saat gece 01.00 suları olmasına karşın etrafta hummalı bir koşuşturmaca vardı. Her zaman yaptığım gibi yapıp Batı Apronuna yollandım ancak bana organizasyonun Doğu Apronunda olacağını söyleyerek yolu tarif etti arkadaşlar.

Yahu böyle bir yol yoktu burada…

Şimdi var.

Yahu bu binalar, şu hangar yoktu burada…

Şimdi var.

Pırıl pırıl şu tuvaletler?

İnanılacak gibi değil ama var şimdi.

Daha önce de söylediğim ve tekrar tekrar deneyimlediğim üzere, bu özveri gerektiren bir organizasyon hiç şüphe yok ki, zira gecenin o saatinde beni yönlendiren, tüm nezaketleri ile yol tarif eden arkadaşlar benden çok daha önce tekrar iş başına koşmuş oluyorlar her seferinde.

Bir vampir olarak günün en sevdiğim saatleri.

Kalabalıklar ortadan kaybolmuş, dört bir yanda uçaklar var.

Kızımı park edip biraz toparlandım ve sonra da hemen uçaklarıma koştum, saygıda kusur etmeden.

İnsanın gözüne gözüne girmeyen ama her şeyin belli bir disiplin altında yürüdüğünü açık seçik bir şekilde ortaya koyan bir disiplin var SHM’de, bu saatte bile.

Tam uçaklara doğru gidiyordum ki Hüseyin hocamla karşılaştım. Gecenin bu saatinde benimle sohbet etti, sonraki güne dair heyecan verici planlardan bahsetti, ve tabii ki her zamanki nezaketiyle dikkat etmem gereken şeylerden dem vurdu. Aklı başında ve sorumluluk sahibi bir insan olduğuma dair haklı inancıyla, belli kurallar çerçevesinde fotoğraf çekebilmem için beni özgür bıraktı sonra.

Bu sayede, uzun zamandır planladığım bir kareyi çekmeyi başarmış oldum.

Ali İsmet Öztürk

Sanırım iki saat falan fotoğraf çektim ve kendimi uykunun şefkat dolu kollarına bırakmak için yorganı üzerime çekerken cidden mutluydum.

Sabah olduğunda mesajlaşmalarımız hareketlendi yeniden. Ahmet Kayseri ve İstanbul’dan, Bülent Ankara’dan, Emre Bursa’dan geliyordu ve sürekli nerede olduğumuzu sorup duruyorduk birbirimize.

Saat 11 sularında herkes SHM’ye ulaştı ve uzun zamandır beklediğimiz buluşma gerçekleşti.

Spotter kartlarımızı alıp piste doğru yürümeye başlamıştık ki Hürkuş’un kuyruğunu gördük ve onu fotoğraflayamadığımız için bir buruk hissettik kendimizi.

Beklenildiği üzere, su gibi akıp geçti o gün ve elimden geldiğince dikkat etmeye çalıştıysam da yaşadıkları karşısında kendini kaybeden birinin tüm rahatlığıyla aprondaki herkesi deli ettim korkarım.

Aklımda o senenin en başarılı gösterilerinden birini icra eden Tim Tibo’nun bir portresini çekmek vardı ve bu düşünce sayesinde, elinde bir reflektör ile apronda koşturmanın hoş karşılanan bir şey olmadığını öğrenmiş oldum.

Kötü örnek olmayayım ama pişman mıyım diye soracak olursanız değilim.

SHG 2015’e göre bir sürü değişiklik olmuştu. Yeme içme standları vardı, Solotürk ve Türk Yıldızları TIR’ları gelmişti.

Ufak tefek aksaklıklar da yaşadık o sene… Mesela pistin diğer tarafındaki çekim noktasına herkes geçemedi bir şekilde. Ama dert değildi çünkü keyfimiz fena hâlde yerindeydi.

Tim Tibo

Akşam olunca uçaklara güvenli bir mesafeye çekilip arabalarımızı sanki hepimiz Kızılderiliymişiz ve bize her yer Alaskaymışçasına dizdik ve ortada yaktık mangalımızı.

Geceyi SHM’de geçiren pek çok kişi var.

Talebeler gelmişler çadırlarıyla ve bir ateşin etrafına toplanmış gitar çalıyorlar.

“Gidelim, Akdeniz Akşamları söyleyelim!” diye ısrar ediyorum ama bizimkilerin çizgisi bu dediğimden çok uzak.

Harıl harıl ama kontrollü bir şekilde yanan mangalımız Ahmet’in Kayseri’den getirdiği şarküteri ürünlerinin etkisiyle çok fena dumana saldı her yeri. Özellikle de bize 50 metre mesafede bulunan Haluk hocamın karavanını.

Zaman kalp kazanma zamanı. Kibarca dile getirilen bir özür, hele de yanında bir tabak Kayseri şarküterisi varsa ve birer kadeh ev şarabının kazanamayacağı gönül var mı?

O akşamı uzun uzun sohbet ederek geçirdik. Zaman zaman içinde bulunduğumuz yerin güzelliğinden bahsettik, bazen de ülkeyi kurtarmamız gerekti ama günün yorgunluğunun üzerine bir masa etrafında toplanıp dostlarla sohbet etmenin keyfi tüm yorgunluğumuzu sildi attı. Mangalda demlenen çayın tadı efsaneydi ve itiraf etmeliyim ki hâlâ damağımda.

Takati tükenenler teker teker yerleştiler arabalarının koltuklarına ama ben hemen yatmadım o gece. Neredeyse herkes ortadan kaybolmuşken tek başıma oturup etrafı seyrettim ve bu güzelliğin tadına vardım sonuna kadar.

Böyle bir şey yaşamamıza imkân tanıyan herkese minnettardım…

Kızıma yerleşirken bu günün sona ermesi ve bir benzerini yaşamak için bir yıl daha beklemek zorunda olacağım için biraz buruktu içim ama bunu değiştirmek için yapabileceğim herhangi bir şey yoktu ve ben de kendimi beni düşler diyarına götürecek o tatlı miskinliğe teslim ettim…

SHG’nin ikinci günü ilk gün gibi geçmedi hiç şüphe yok ki.

Saat akşama doğru ilerledikçe herkes dönüş yolculuğunu düşünmeye başladı ve birer birer ayrıldık SHM’den.

Yanımda getirdiğim sandalyeleri kızımı park ettiğim yerde unuttuğumu fark ettiğimde Nasrettin Hoca tesislerine varıyordum.

Bilenler bilir beni, evde dediğim dedik astığım astıktır çok fena. “Bulaşığı ben yıkayacağım!” diye gürlediğimde kimse duramaz önümde ve o bulaşığı ben yıkarım. Yani sandalyeleri kaybettim desem bir şey olmaz ama bunu diyemem çünkü o sandalyelerle 21 yıldır devam eden bir hukukumuz var.

İşte bu hukuk yüzünden geri döndüm SHM’ye.

Sanırım aynı hava gösterisine iki kez giden ilk kişi oldum böylece.

Sandalyelerim onları bıraktığım yerde öylece duruyorlardı ve mutlu bir kavuşma yaşadık.

Mangalı fotoğraf makinesi çantamın üzerine devirmek biraz keyfimi kaçırdıysa da yapacak bir şey yoktu ve ben de bir yıl sonra yeniden gelmek üzere evimin yolunu tuttum.

    6 Comments

  • Ahmet Özkan August 26, 2020
    Reply

    Şahane olmuş yine …

  • Nazlı Önkal August 26, 2020
    Reply

    Yazı şahane, resimler de…

    • Boğaç Erkan August 27, 2020
      Reply

      Çok teşekkür ederim, o sizin nezaketiniz Nazlı Hanımcım.

  • Hakan September 24, 2020
    Reply

    yorum yok…ama çok güldüm okurken… :)) bizde bu adam bu resimleri nasıl çekiyor diyoruz..meğer kale içten fethedilmiş..kaynar yağ kazanının içi şerbetle değiştirilmiş…falan falan :)..iyi olmuş 🙂

    • Boğaç Erkan September 25, 2020
      Reply

      İlk başta böyle daha rahat okunan bir şeyler yazayım, müşteri toplansın acık diye düşünmüştüm ama sonraki yazılarda aynı çizgiyi sürdürecek yaratıcılık yokmuş bence, çok sürmeden patladı işte. 🙂

  • Leave a Reply