Kuyruklu Bİr Yıldızın Peşİnde

July 28, 2020

NASA tarafından henüz bu yılın Mart ayında keşfedilen ve c/n 2020 F3 ya da Neowise olarak bilinen sefil kuyruklu yıldızın dünyaya en yakın konumda bulunacağını ve çıplak gözle olmasa da bir dürbün ya da fotoğraf ekipmanlarıyla gözlenebileceğini öğrenir öğrenmez suyu aktı ağzımın.

Zaten durum malum, fotoğraf çekmeyi sevdiğim bütün etkinlikler birer birer iptal oldu ve fotoğraf çekmeyi özlemiş durumdayım fena hâlde ama bahçeye çıkıp böcek çekesim de yok bazıları gibi.

Hemen araştırmaya başladım; nasıl çekerim, ne zaman yakalayabilirim, nelere dikkat etmem lazım falan diye. Neowise’ın en rahat fotoğraflanacağı zamanın temmuzun üçüncü haftası olduğunu keşfettiğim için hiç acele etmedim.

En önemli konu karanlık bir yer bulmaktı hiç şüphe yok ki. Harita üzerinde çalıştım önce ve gözüme bizim eve 56 kilometre mesafede bulunan Dikilitaş Göleti’ni kestirdim hemen. Ne yazık ki kentlerimiz fena hâlde aydınlık ve şehirden uzaklaşmadan kabul edilebilir bir şeyler çekmek de pek mümkün değil. Dikilitaş Göleti’nin ne kadar karanlık olacağını bilmiyordum ama mesafe çok uzak olmadığı için şansımı denemeye karar verdim.

Orada burada gördüğümüz ve âdeta soluğumuzu kesen fotorafların arkasında ciddi bir planlama söz konusu. Böyle bir planlama yapabilmek için birkaç programdan faydalandım (gerçi nefes kesici bir şeyler çekebildim mi tartışılır).

Öncelikle hangi gökcisminin hangi saatte nerede olacağını bilgisayar başında tespit edebilmek için Stellarium’u kullandım. Gökyüzüne meraklıysanız Stellarium çok eğlenceli bir program. Ayrıca PC sürümü de ücretsiz.

İşime yarayan ikinci yazılım da cep telefonlarıyla kullanılan PhotoPills. Biraz pahalı olmakla birlikte Güneş’in, Ay’ın ya da Samanyolu’nun konumunu gösteren, bunların hangi noktadan bakıldığında hangi yapıya kıyasla nasıl görüneceği hakkında bilgi veren bir uygulama bu. Henüz tam anlamıyla keşfedebilmiş değilim ama sık sık kullanacağıma eminim.

Bütün bu sıkıcı işlerle uzun uzun uğraştıktan sonra, Neowise’ın en parlak görünümünde bulunacağı 22 Temmuz tarihinin uygun olduğuna karar verdim.

Bu arada Stellarium’u kurcalarken Neowise’ın görünmeye başlayacağı saatlerde Uluslararası Uzay İstasyonu’nun da Neowise’a yakın bir konumdan geçeceğini görünce ayrı bir heyecana kapıldım ve bütün planlamamı saat 21.20’de deklanşöre basacak şekilde yaptım. Bu saatte Neowise ve ISS’I aynı karede yakalayabilmeyi umuyordum.

Yanıma yiyecek bir şeyler aldım, fenerimi hazırladım. Makine ve kameramı, telefonumu, gimbal’umu şarj ettim, kartlarımı boşaltıp hazırladım ve saat 18.30 sularında evden ayrıldım.

Göletin yakınlarına kadar sorunsuz bir şekilde ilerledim. Bir noktada şöyle bir durum oluştu: Bir yol ayrımı, GPS düz gitmemi söylüyor ve sağ tarafı gösteren “Göle Gider” tabelası da sağ tarafa gitmem konusunda ısrarcı.

Eh, sağa giden yok asfalt, sola giden yol toprak… Akıl var mantık var…

Bir 15 dakka gittikten sonra göl belirdi karşımda. Düşündüğümden daha büyük. Kıyıda park etmiş arabalar falan var ve görebildiğim kaarıyla birkaç kişi balık tutmaya uğraşıyordu.

Göl kıyısından biraz ilerledim ama bir süre sonra Neowise’ın görüleceği konumu kontrol ettiğimde istediğim yerde olmadığımı anladım çünkü gölü kadraja almam mümkün olmayacaktı. Güneş yavaş yavaş batıyordu ve karanlık çökmeden önce çekim yapabileceğim düzgün bir konum bulabilmek için yeniden harekete geçtim.

Gölün etrafını dolaşıp diğer yakaya ulaşabileceğimi düşünerek ilermeye karar verdim. Az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim ama sol tarafımdaki göl bir süre sonra tepelerin arkasında kayboldu. Hasat zamanı malum, ileride gördüğüm köylülere sordum…

“Senin arabayla bu taraftan gidemen, çeşmenin oraya döncen,” dediler.

Çeşmenin oranın GPS’in beni düz götürmeye çalıştığı yer olduğunu anlamam biraz, kabullenmem ise biraz daha uzun sürdü. Klasik, “Nerelisin sen? Ben buralıyım,” muhabbetinden sonra amcamların yanından ayrılıp onca yolu gerisin geri gittim.

Çeşmenin ordan sağa döndüm ama gittiğim yol pek de yol gibi değil. Yoldan ziyade çayır çimende gezer gibiyim âdeta. Bir noktadan sonra sağdan mı gitsem sola mı dönsem ikilemleri gerçekten de sorun olmaya başladı.

Ama çok azimliydim ve bir tepenin üzerine çıktığımda gölü ve Dikilitaş Köyü’nü karşımda buluverdim. Güzel bir yerdeydim ve etrafımda kimsecikler yoktu.

Ay yavaş tavaş batmaya başlamıştı ve titrek tripodum ve yetmeyen tele objektifimle bir iki berbat kare çektim hemen.

Karanlık bir yerde bulunmayalı ne kadar uzun zaman olmuş. Aslında tek başınayken insanı tedirgin eden bir durum. Neyse ki gölün karşı yakasında balık tutup mangal yakan adamların böğürtüleri var da kendimi hepten yalnız hissetmedim ve tutunacak bir dalım oldu.

Hava yeni yeni kararıyorken tripodumu hazırladım ve birkaç kare çektim.

Heyecanla beklediğim zaman geldi en sonunda ve saat 21.20 olduğunda ufkun sol tarafında göründü Uzay İstasyonu. Birer saniye arayla fotoğraflar çektim, sonradan birleştirmeyi planlayarak fakat Neowise ortalarda yoktu.

ISS üç dakika içerisinde gözden kayboldu ve ben de havanın iyice kararmasını beklemeye başladım. Bir yandan da Samanyolu’nun fotoğrafını çekmek için plan yapıyordum.

Oldukça esintili bir hava vardı ve benim dandik tripodun sallanacağına zerre kadar şüphem olmadığı için arabanın pozisyonunu değiştirerek makineyi rüzgârdan korumaya çalıştım.

Hava iyice kararınca asıl güzellik olan yıldızlar ve Samanyolu çıktı ortaya. Belli bir miktar karanlıkta olduğunuz zaman anlıyorsunuz ne muhteşem bir gökyüzünün altında olduğumuzu ama bunu unuttuğumuzu…

Neowise’ın yerini kontrol edip birkaç kare çektim. Köyü ve gölü de kadraja dâhil etmeyi istediğim için geniş açı kabul edilebilecek 70 milimetreyi tercih ettim.

Böylesine muhteşem bir evrende yalnız olabilir miyiz gerçekten de? Şahsen, asla kafama yatmıyor bu ihtimal.

Çok fena sivrisinek var burada ve sürekli bir şekilde dişlendim ama çok keyif aldığım için gidesim yok.

Bir süre sonra Neowise’ı yeterince çektiğime karar verip Samanyolu ile ilgilenmeye başladım. Böyle zamanlarda insan kendini kaybedip yapmak istediği şeyleri yapmayı unutabiliyor. Bir sonraki sefere önceden notlar alıp hangi kareleri çekmeyi deneyeceğime de karar vereceğim gitmeden.

Saat 23.00 sularında yeterince çekim yaptığıma karar verip dönüş yoluna koyuldum.

Doğada olmanın ne güzel bir şey olduğunu (sivrisinek kısmı hariç) tamamen unutmuşum. Çadırda kalmak hâlâ biraz uzak ama ara ara böyle şeyler yapmam lazım.

Bir dahaki çekim için Sorgun Göleti’ne gitmeyi planlıyorum ama çok kalabalık olur mu diye endişelerim var. Ankara civarında karanlık yerler biliyorsanız lütfen yazın bana.

11-13 Ağustos arası, Perseid meteor yağmurunun en yoğun olması beklenen tarihler ve Ay’ın ışığı eğlenceyi biraz bozacak olsa da saatte 40-50 meteor görmek mümkün olacak.

Sorgun Göleti’nde görüşmek üzere.

BİR P-51 BİR
15 Günde Bir Yetmez

    4 Comments

  • Emre Göksu July 28, 2020
    Reply

    Hocam süper deneyim, paylaştığın için teşekkürler. Evrene mesajı buradan göndermişsiniz öğrenmiş olduk.

    • Boğaç Erkan July 28, 2020
      Reply

      Sağ olasın Emre Hocam, zevkti benim için. Mesajın en kısa zamanda yerini bulmasını umuyorum. 🙂

  • Bülent Öztürk July 29, 2020
    Reply

    Sorgun Göleti, evet oradan çekim yapmak daha güzel 😉

    • Boğaç Erkan July 29, 2020
      Reply

      En kısa zamanda deneyeceğim orayı da… Biraz daha uzak sadece. O kısmı dert değil de, daha kalabalık olacak mı konuısunda şüphelerim var. 🙂

  • Leave a Reply

error: If you like to receive an original copy of the image please contact us.